TÜRKİYE SELÇUKLULARINDA KÜLTÜR VE UYGARLIK

TÜRKİYE SELÇUKLULARINDA KÜLTÜR VE UYGARLIK

1. Devlet Yönetimi
Türkiye Selçuklularında devlet teşkilatı, Büyük Selçuklular örnek alınarak düzenlenmiştir. Devletin başında Selçuklu ailesinden bir sultan bulunuyordu. Sultanlar 1092 yılına kadar Büyük Selçuklu Devleti’ne bağlı kalmış, 1092’de Melikşah’ın ölümünden sonra bağımsız hareket etmişlerdir. Türk devlet geleneğine göre Anadolu Selçuklularında ülke, ailenin ortak malı kabul edilmiş ve şehzadeler vilayetlere yönetici olarak gönderilmiştir.
Türk devletlerindeki bu uygulama; sık sık taht kavgalarının çıkmasına, fetihlerin durmasına, Türk devletlerinin zayıflamasına, parçalanmasına ve kısa sürede yıkılmasına neden olmuştur. Türkiye Selçukluları, meliklere para bastırma, savaş açma ve siyasi görüşme yapma yetkilerini vermeyerek, merkeziyetçi bir idare kurma konusunda kısmen başarılı olmuşlardır.
Türkiye Selçuklu sultanları, çocuklarını “Melik” unvanıyla vilayetlere yönetici olarak gönderirlerdi. Meliklerin yanlarına atabey adı verilen kişiler gönderilirdi. Atabeyler meliklerin yetişmesine, yönetim ve askerlik alanında tecrübe kazanmasına ve vilayetlerde işlerinin yürütülmesine yardım ederlerdi.
Türkiye Selçuklularında devlet işleri, Divan’da görüşülür ve karara bağlanırdı. Divan’a sultan veya vezir başkanlık yapardı.
2. Toprak Yönetimi
Selçuklularda toprak yönetimi askeri ve idari kurumların en önemlilerindendi. Anadolu Selçuklularında toprağın mülkiyeti devlete aitti. Anadolu Selçuklularında devlete ait topraklar dört bölüme ayrılmıştır:
Bunlardan has araziler; mülkiyeti ve vergi gelirleri hükümdara ait olan topraklardır. Mülk araziler; devlet topraklarından başarılı olanlara ve devlete hizmetleri görülen kişilere verilen topraklardır. İkta arazileri; ordu mensuplarına ve memurlara hizmet veya maaş karşılığında verilen topraklardır. Kanunlara aykırı davrananlardan, toprağı sebepsiz olarak 3 yıl boş bırakanlardan ve görevden azledilen kişilerden ikta geri alınırdı. Vakıf araziler; miri ve mülk arazilerden eğitim – öğretim, sağlık, konaklama gibi sosyal hizmetlerin görülmesi ve muhtaçlara yardım edilmesi gibi alanlara ayrılan topraklara denir.
Türkiye Selçukluları ikta sistemini uygulayarak konar – göçer Türkmenleri yerleşik hayata geçirmiş, devletin gelirlerini ve üretimi artırmış, vergi gelirleriyle güçlü bir ordu kurmayı başarmıştır.
3. Sosyal Hayat
Malazgirt zaferinden sonra, Orta Asya’dan gelen konar – göçerler Anadolu’ya yerleştirilerek burada Rum ve Hristiyanlara karşı nüfus üstünlüğü sağlanmıştır. Türkler Anadolu’da yaşayan Hristiyan unsurlarla birlikte (Rumlar, Ermeniler, Süryaniler) yaşamlarını sürdürmüştür. Selçuklu sultanları Hristiyan ahaliye adaletli ve hoşgörülü davranarak onların Selçuklu idaresini benimsemelerini sağlamışlardır.
Bizans, Haçlılar ve Moğollarla yapılan savaşlar Anadolu’da üretimi azaltmış, mali durumu sarsmıştır. Bu nedenle Selçuklular, fethedilen yerlere yerleştirdiği halka geniş topraklar, evler, tarım araçları, tohumluk vermiş ve bir süre vergi almamıştır. Bu durum göçebe Türkmenlerin yerleşik hayata geçmesinde etkili olmuştur. Ayrıca Hristiyan ahaliye de bu tür olanaklar sağlanarak üretimin artırılmasına çalışılmıştır.
4. Ekonomik Hayat
Tarım ve Hayvancılık
Köylüler ve yarı göçebe halk tarım ve hayvancılıkla uğraşmıştır. Şehir halkının bir kısmı meyvecilik ve bağcılıkla uğraşmıştır. Anadolu Selçuklu sultanları ve beyler, köylüleri topraklarda tutabilmek amacıyla belirli zamanlarda vergi affı veya vergilerin hafifletilmesi gibi tedbirler almışlardır.
Sanayi ve Madencilik
Anadolu’daki sanayi faaliyetleriyle, tarım ve hayvan ürünleri işlenmiş, ticari faaliyetler desteklenmiştir. Halkın kullandığı ev eşyalarının tamamı yurt içinden karşılanmıştır. Türkiye Selçuklularında sanayi, büyük ölçüde Ahiler tarafından teşkilatlandırılmıştır. Anadolu’da her türlü dokumacılık, çinicilik, savaş sanayii, madencilik, temizlik ürünleri, demircilik, bakır işçiliği ve aydınlatma (yağ) maddelerinin üretimi en gelişmiş sanayi kollarıydı. Selçuklu sanayisinin ihtiyacı olan madenlerin çoğu Anadolu’dan temin edilmiştir.
Ticaret
Anadolu konumu itibariyle Selçuklular döneminde ticaret yollarının kesiştiği bir bölgeydi. Türkiye’nin bu önemini kavrayan Selçuklu sultanları ticareti bir devlet politikası haline getirmişlerdir. Haçlı Seferlerinden sonra Türkiye’de ticaret hızla gelişmiştir. Anadolu’da ticaretin gelişmesi için Türkiye Selçukluları döneminde şu tedbirler alınmıştır:
- Ticarette kullanılmak üzere yollar yapılmış ve bu yollarda güvenlik sağlanmıştır.
- Ticaret yolları üzerinde tüccarların konaklaması ve ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla kervansaraylar yapılmıştır.
- Tüccarların korsan, eşkıya ve tabii afetlerden dolayı uğrayacağı zararları karşılamak üzere bir çeşit devlet sigortası yapılmıştır.
- Büyük ticaret merkezlerinde hanlar ve kapalı çarşılar yapılmıştır.
- Ticareti geliştirmek amacıyla Akdeniz ve Karadeniz’de fetihler yapılmıştır (Antalya, Alanya, Sinop, Suğdak).
- Kıbrıs Krallığı ve Latin (İtalyan) Cumhuriyetleriyle ticaret anlaşmaları yapılmıştır.
- Gümrük vergileri hafifletilmiştir.
- Ticari önemi olan merkezlere Türk ve Müslüman tüccarlar yerleştirilmiştir.
Moğol istilasından (1243) sonra Anadolu’da can ve mal güvenliği bozulmuş, buna paralel olarak ticaret faaliyetleri zayıflamıştır. Ancak Sivas, Kayseri ve Konya gibi büyük merkezler ticari önemini devam ettirmiştir. Orta Anadolu’da yoğunlaşan ticaret faaliyetleri Marmara Bölgesi’ne taşınmış, kervan ticareti eski önemini kaybetmiştir. Ticaret faaliyetlerinin Batı Anadolu’ya taşınmasında, Anadolu’nun batısında kurulan beyliklerin de etkisi olmuştur.
Ahilik Teşkilatı
Ahilik, Türkiye Selçuklu Devleti döneminde (13. yüzyılda) ortaya çıkmış, esnaf ve zanaatkarların ticari hayatını şekillendiren sosyal bir teşkilattır. Ahilik teşkilatı;
- Esnaflar arasında dayanışmayı sağlamıştır.
- Mesleki eğitim sonucunda çırak, kalfa ve usta yetiştirerek bunlara diploma vermiştir.
- Üyelerinin dini, ahlaki ve diğer alanlardaki bilgilerinin artırılmasını sağlamıştır.
- Üretim kalitesinin artırılmasına çalışmış ve fiyatları ayarlamıştır.
- Moğol istilasından sonra Anadolu’da huzur ve güvenliği sağlamaya çalışmıştır.
Ahilik teşkilatına gayrimüslim esnaf ve tüccarlar alınmamıştır. Bu uygulama ile ticaret ve sanayi hayatına Müslüman Türklerin hakim olması sağlanmıştır.
5. Bilim
Türkiye Selçuklu sultanları, bilim ve sanat faaliyetlerine önem vermişler, bilim adamları ve sanatkarları korumuşlardır. Konya, Sivas, Kayseri, Erzurum, Tokat, Amasya ve Mardin gibi kentlerde kurulan medreseler, bilim ve fikir hayatının gelişmesini sağlamıştır. Medreselerde hem dini bilimler hem de pozitif bilimler okutulmuştur.
Anadolu’da bilim ve fikir hayatı en çok I.Alaeddin Keykubat döneminde gelişmiştir. Moğol istilasından dolayı İran, Türkistan ve Harizm gibi ülkelerden çok sayıda bilim adamı Anadolu’ya gelmiş, Selçuklu sultanları tarafından himaye edilen bu kişiler Anadolu’da fikir hayatının canlanmasını ve yükselmesini sağlamışlardır.
Asya’dan Anadolu’ya gelen bilgin ve sanatçılar Selçuklu sultanlarından ve devlet adamlarından büyük saygı ve hürmet görmüşlerdir. I.Alaeddin Keykubat’ın daveti üzerine Mevlana’nın ailesiyle Konya’ya yerleşmesi bu duruma örnek olarak gösterilebilir.
Beylikler döneminde Anadolu’da medreseler o kadar yaygınlaşmıştır ki birçok köyde bile medrese açılmıştır. Bu durum bilim ve kültür seviyesinin yükselmesine ortam hazırlamıştır.
6. Dil ve Edebiyat
Türkiye Selçuklularında bilim dili Arapça, edebiyat ve devlet dili Farsça idi. Saray dahil halk yaygın olarak Türkçe konuşuyordu. Selçuklu sultanları ve aydınları Fars edebiyatına önem vermişler, bu durum Türkçe’nin gelişmesini yavaşlatmıştır.
Farsça’nın Türkiye Selçuklularında edebiyat ve devlet dili olmasında; İslamiyet’in Türklere İran yoluyla geçmesi, Büyük Selçuklularda Farsça’nın her alanda kullanılması, Moğol istilasından sonra İran’dan bilim adamı ve edebiyatçıların Anadolu’ya göç etmesi, Farsça’nın işlenmesi bir dil olması ve Türklerin İranlılarla sıkı ilişki içerisinde bulunmaları gibi nedenler etkili olmuştur.
Anadolu’da beylikler döneminde Türkçe gelişmiştir. Bu konuda Karamanoğulları diğer beyliklere öncülük etmiştir. Türk beyleri Arapça ve Farsça’yı yeterince bilmediği için şairler eserlerini Türkçe sunmuşlardır. Bu durum 14. yüzyılda Türkçe’nin edebiyat ve şiir dili olmasını sağlamıştır. Dolayısıyla Türkçe’nin gelişmesi sağlanmıştır.
7. Anadolu’da Tarikatlar
Türkiye Selçukluları, Türkmenlerin fetih duygularıyla İslamiyet’in gaza inancını birleştiren bir devlet olmuştur. Bu durum Anadolu’da fetih hareketleri kahramanlık ve İslamiyet’i yayma ve Türkleri bölgeye yerleştirme amacına yönelik olarak yürütülmüştür.
Büyük Selçuklular Dönemi’nde Anadolu’ya gelmeye başlayan alperenler, tarikatlar kurarak hem İslamiyet’i, hem de Türk kültür ve yaşamını bölgede yaymaya çalışmışlardır. Moğol istilasından sonra baskılara maruz kalan halk ümitsizliğe ve yılgınlığa düşmüştür. Bu dönemde halk içinde bulunduğu durumdan kurtulmak amacıyla bir sığınak aramış ve tarikatlara yöneliş artmıştır.
Anadolu’da tasavvuf hareketlerine Mevlana, Hacı Bektaşı Veli, Muhyiddin Arabi, Yunus Emre gibi tanınmış fikir adamları öncülük etmiştir. Selçuklular ve beylikler döneminde Anadolu’da faaliyet gösteren belli başlı tarikatlar şöyle sıralanabilir:
Yesevilik
Ahmet Yesevi, Türkistan’da doğmuş, Türk tasavvuf şairi ve tarikat lideridir. Ahmet Yesevi’nin kurduğu tarikat, İslam inancı ile Türk gelenek, görenek, inanç ve yaşam tarzlarının geçirdiği zaman süreci içinde dervişlerin etkinliği ile hazırlanmış bir ortamda doğmuştur. Ahmet Yesevi, İslamiyet’i Türkçe olarak öğretmeye çalışmıştır. Anadolu’da çok sayıda taraftarı bulunan tarikat üyeleri sınırlardaki fetih hareketlerine katılmışlardır.
Babailik
Baba İlyas tarafından kurulan tarikat, Amasya, Tokat ve Malatya çevresinde yayılmıştır. 13. yüzyılda devletin; vergileri ağırlaştırması, göçebe Türkmenlerin sorunlarına ilgisiz kalması devlete güvenin sarsılmasına yol açmıştı. Bu gelişmelerin yaşandığı dönemde Babai tarikatının lideri Baba İshak’ı kurtarıcı olarak gören Türkmenler onun etrafında toplandılar. Güçlenen Baba İshak Anadolu’da ilk defa dini ve siyasi nitelikli ayaklanmayı çıkarmış ve isyan güçlükle bastırılabilmiştir. Bu durum Moğolların Anadolu’ya saldırmasını hızlandırmıştır.
Bektaşilik
Hacı Bektaş Veli, Horasan’dan Anadolu’ya gelmiş, akılcılığı ve hoşgörüyü benimsemiş bir Türk mutasavvıfıdır. Bu tasavvuf inancını benimseyen tarikat üyeleri, Türkmen yaşantısına uygun olarak sınır bölgelerindeki askeri faaliyetlerde de bulunmuşlardır. Bu durum askerler arasında tarikatın yayılmasını sağlamıştır.
14. yüzyıldan itibaren yaygınlaşan Bektaşilik, Türkmen babaları ve abdallarını bünyesine almış ve Yeniçeri Ocağı’nın resmi tarikatı olmuştur. Bektaşilik tarikatı Anadolu’nun Türkleşmesinde büyük bir rol oynamıştır.
Ekberilik
Muhyiddin Arabi, Anadolu Selçukluları Dönemi’nde Anadolu’ya gelmiş ve Konya’ya yerleşmiştir. Yazdığı pek çok kitaplarla İslam dünyasında ün kazanmıştır. Anadolu’da tasavvufun gelişmesinde büyük rolü olmuştur. Muhyiddin Arabi, Vahdet-i vücut görüşünü benimsemiştir.
Muhyiddin Arabi’ye göre tasavvuf inancında gerçek varlık tektir ve O da Allah’tır (Vahdet-i vücut).
Muhyiddin Arabi’nin öğrencisi olan Sadrettin Konevi Muhyiddin Arabi’nin fikirlerinin anlaşılması ve yayılması için Ekberilik adında bir tarikat kurmuştur.
Mevlevilik
Mevlana Celaleddin Rumi (1027 – 1273) Belh’te doğmuştur. 1228 yılında babası ile beraber Konya’ya gelip yerleşmiştir. Konya’da bulunan yüksek dereceli medreselerde müderrislik yapmıştır. O dönemde Anadolu’ya “Diyar-ı Rum” denildiğinden, kendisine de Anadolulu anlamında Rumi denilmiştir. Eserlerini Farsça yazdığından dolayı genelde yüksek tabakadaki insanlara hitap etmiştir. En büyük eseri Mesnevi’dir. Mevlevi tarikatının asıl kurucusu Mevlana’nın oğlu Sultan Veled’dir. Mevlevilerin Türk kültürüne pek çok hizmetleri olmuştur. Çok sayıda bilgin, şair, müzisyen ve devlet adamı bu tarikat içinde yetişmiştir.
UYARI: Anadolu’da bu tarikatlardan başka Nakşibendilik, Kadirilik, Rufailik, Kübrevilik gibi birçok tarikat faaliyet göstermiştir.
8. Sanat
Anadolu Selçukluları ve beylikler döneminde Anadolu’da benzeri görülmemiş sanatsal canlılık yaşanmıştır. Türkiye Selçukluları ve beylikler uzun süre ihmale uğrayan Anadolu’yu imar ederek bayındır hale getirmişlerdir. Türkiye’deki sanatsal faaliyetlerin temeli daha öncesi Türk – İslam devletlerinin sanat eserlerine benzemektedir. Eski gelişmelerden de yararlanan Türkiye Selçukluları Türk sanatını geliştirmişlerdir.
Beylikler döneminde hakimiyetin beyler arasında paylaşılması, Türk sanatını olumlu yönde etkilemiştir. Anadolu’nun farklı yerlerinde kurulan beylikler, bulundukları yerleri imar ederek mimari eserlerle donatmışlardır. Selçuklular ve beylikler döneminden kalan mimari eserlere kısaca değineceğiz.
Camiler
Anadolu’da Türklerin ilk mimari eserleri camilerdir. Bu camiler genellikle çok sütunludur. Önemli camilere, Konya ve Niğde’deki Alaeddin Camileri, Sivas ve Malatya’daki Ulu Camiler, Saltuklular Dönemi’nden kalan Ulu Camii, Mengüceklerden Divriği Ulu Camii, Kayseri Ulu Camii, Artuklulardan Mardin’de kalan Ulu Camii örnek olarak gösterilebilir. Camilerde taş ve tuğla kullanılmıştır. Ayrıca ağaç direkler üzerine yapılmış ahşap camilere rastlanmıştır.
Mescitler
Mescit minberi olmayan küçük camilerdir. Tek kubbeli Selçuklu mescitleri yanında düz çatılı mescitler de vardır. Mescitlere Konya’daki Küçük Karatay, Taş ve Sırçalı Mescitler, Harput’ta Alaca Mescit, Çankırı’da Taş Mescit örnek olarak gösterilebilir.
Medreseler
Türk – İslam devletlerinde medreseler bilim ve düşünce hayatının merkezi olmuştur. Anadolu’da şehirlerin gelişmesine paralel olarak medrese sayısı da artmıştır. Türkler adına ilk medrese, Danişmentoğulları tarafından Tokat ve Niksar’da yaptırılan Yağıbasan Medreseleridir.
Günümüze kadar ulaşan Selçuklu medreseleri şunlardır: Sırçalı Medrese, Amasya Gök Medrese, Konya’da Karatay Medresesi, İnce Minareli Medrese, Sivas’ta Gök Medrese, Şifaiye, Buruciye, Erzurum’da Çifte Minareli Medrese, Kayseri’de Hunat Hatun Medresesi, Kırşehir’de Caca Bey Medresesi.
Ayrıca Selçuklu eserlerini Anadolu’ya yayan beylikler döneminden Eğirdir Dündar Bey Medresesi, Niğde Ak Medrese, Karaman’da Hatuniye ve Kastamonu Köşk Medreseleri kalmıştır.
Türbeler ve Kümbetler
Dört duvarının üzeri kubbe ile örtülü yapılara türbe, silindirik, çokgen gövdeli, konik veya piramit çatılı olanlara kümbet denir. Temeli Türkmen çadırına dayanan kümbetlerin Anadolu’da değişik tarzda örneklerine rastlanmaktadır.
12. ve 13. yüzyıllarda Danişmentli, Mengücekli, Saltuklu, Artuklu ve Anadolu Selçuklu hakimiyet alanlarında görülen en önemli türbe ve kümbetler şunlardır:
Divriği’deki Sitte Melik, Erzurum’daki Emir Saltuk, Kayseri’deki Melik Danişment Gazi, Erzincan Tercan’daki Mama Hatun kümbetleri sayılabilir. Bunların dışında Konya’da II.Kılıç Arslan Kümbeti, Kayseri’de Döner Kümbet, Kırşehir’de Caca Bey Kümbeti, Ahlat’ta Ulu Kümbet, Niğde’de Hüdavend Hatun Kümbeti, Anadolu Selçukluları dönemine ait kümbetler sayılabilir.
Külliyeler
Külliye, camiyle birlikte kurulan medrese, kütüphane, imaret, hastahane ve hamam gibi yapıların bütünüdür. İlk Selçuklu külliyesi Kayseri’deki Hunat Hatun Külliyesi’dir. Külliye, cami, medrese, kümbet ve hamamdan ibarettir. Malzeme olarak taşın kullanıldığı bu külliye, Alaeddin Keykubat’ın eşi Mahperi Hatun tarafından yaptırılmıştır. Selçuklulara ait bir başka külliye ise, Kayseri’deki Hacı Kılıç Külliyesi’dir. Bu külliye, cami ve medreseden oluşmuştur. Anadolu’nun en eski külliyesi olan Divriği Külliyesi Mengücekliler tarafından yaptırılmıştır. Bu eser cami, darüşşifa ve türbeden oluşmaktadır. Yine Anadolu Selçuklularına ait Konya’da Sahip Ata külliyesi cami, dergah ve hamamdan meydana gelmiştir.
Tekke ve Zaviyeler
Tekke ve zaviyeler de dini mimari ile ilgili eserler arasında yer almaktadır. 13. yüzyıla ait önemli dini yapılar arasında, Konya’da Sırçalı Sultan Miskinler Tekkesi, Sahip Ata Hankahı ile Tokat’ta Sümbül Baba ve Hilavet Gazi zaviyeleri bulunmaktadır.
Köşkler ve Saraylar
Anadolu Selçukluları ve beylikler dönemine ait köşk ve saraylardan pek çoğu günümüze kadar gelememişlerdir. I.Alaeddin Keykubat’ın Kayseri yakınındaki Kubadiye ve Beyşehir Gölü’nün güney batı kıyısındaki Kubadabat adlı yazlık sarayları ile kışlık olan Alaiye Sarayı’nın sadece yazılı belgelerdeki tasvirleri günümüze kadar gelebilmiştir. Kayseri yakınında Haydar Bey Köşkü ve Hızır İlyas Köşkleri günümüze kadar gelebilen sivil mimari örneklerindendir.
Kervansaraylar
Anadolu Selçukluları, ticarette can ve mal güvenliğini sağlamak amacıyla işlek yollar üzerinde kervansaray zincirleri oluşturmuşlardır. Kervansarayların yapı tekniği ve gördüğü hizmet bakımından dünyada bir benzeri bulunmamaktadır. Kervansaraylarda ticaret kervanları misafir edilir ve üç gün boyunca ücretsiz yemek verilirdi. Kervansaraylarda her milletten ve dinden insanlar ağırlanırdı.
Anadolu’da ilk kervansaray II.Kılıç Arslan zamanında tamamlanan Aksaray – Kayseri yolu üzerindeki Alay Han’dır. Antalya – Isparta yolu üzerindeki Evdir Han, I.İzzettin Keykavus tarafından yaptırılmıştır. Konya – Aksaray yolu üzerindeki Sultan Hanı ile Kayseri – Sivas yolu üzerindeki Sultan Hanı dönemin en büyük iki kervansarayıdır. Bunlar dışında Alara Han, İncir ve Kırkgöz Hanları, Şarapsa Han, İshaklı Han, Hekim Han ve Ak Han diğer önemli hanlardır.
Darüşşifalar
Darüşşifalar günümüzün hastahaneleridir. Anadolu Selçukluları ve beylikler döneminde hemen hemen her şehirde hastahaneler kurulmuştur. Hasta, yetim ve fakirler için açılan darüşşifalar aynı zamanda tıp öğretiminin yapıldığı kurumlardı. Bu hastahaneler arasında en ünlüsü 1205 yılında yaptırılan Kayseri Gevher Nesibe Hatun darüşşifasıdır. Aksaray’da Alaeddin Keykubat, Divriği’de Turan Melek, Amasya’da Torumtay, Tokat’ta Muineddin Pervane dönemin meşhur hastahaneleridir.
Çini Sanatı
Türkistan’da gelişen çini sanatı Anadolu’da Selçuklularla beraber olgunlaşmaya başlamıştır. Mimaride yüzeyleri süslemek için kullanılan bir yüzü sırlı pişmiş toprak levhalara çini denir.
Moğol istilasının etkisiyle Anadolu’ya gelen Türkmenler arasında çok sayıda çini ustası bulunuyordu. Selçuklu çinileri, desenlerindeki ustalığı ve zenginliği ile dikkati çekmektedir. Bu süsleme sanatı, binaların iç ve dış yüzeylerinde başarıyla uygulandı. Kuş, balık figürleri, bitki desenleri ve yıldız geometrik motifler en çok kullanılan süsleme desenleriydi.
Selçuklular iç süslemede mükemmelliği çinicilikte yakalamışlardır. Konya Sırçalı Medrese ile Karatay Medresesi’nde çini sanatının en güzel örnekleri verilmiştir.
Yukarıda anlatılan sanatsal faaliyetlerin dışında Anadolu’da resim, minyatür, heykeltraşlık, hat, tezhip, dokumacılık, ağaç işlemeciliği gibi alanlarda da gelişmeler olmuştur. Malazgirt Savaşı ile başlayan yeni bir vatan kurma çabası, olağanüstü siyasi başarıların yanında kültür ve sanat alanlarında gerçekleştirilen büyük atılımlarla da desteklenmiştir. Anadolu Türk beylikleri, 13. ve 14. yüzyıllarda Selçuklu sanatını devralarak bu alanda Osmanlılara zengin bir miras bırakmışlardır.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !